Kör Saatçi Belgeseli (2/5) Richard Dawkins



Youtube'dan görüntüleyemeyenler Facebook'tan izleyebilir [tıkla]

Belgeselin Transkripsiyonu:

Bu dev güve gözüne yakından bakalım. Görsel altbirimlerin karmaşık bir mozağinden oluşuyor. Bir bileşik göz. Ancak yüzeyi pürüzsüz değil. Tamamıyla ufak noktalarla kaplanmış. Her biri ışığın yarı dalga boyu uzunluğunda. Gelen tüm ışık bu gözler tarafından yakalanır, emilir ve geri yansıtılmaz. Güveler geceleri beslenir. Görülemeyeni görmek için ışığın değerli her fotonunu emmeye ihtiyaç duyarlar. Bu noktacıkların güveye sağladığı yarar, aynı şekilde ışığı son derece etkili bir şekilde emmeye dayalı bilgi teknolojisi için de kullanılabilir. Bu bilgisayar disklerinin üzerine güve gözü deseni basılmış durumda. Arka yüzlerinin tamamı güveyle aynı boyuttaki yarı dalga noktacıklarla kaplı. Diskin her dönüşünde, lazer yazıcı binlerce kez ateşlenerek binlerce bilgi parçası yazılır. Her ateşlemede, güve gözleri lazer enerjisini emer, hızla ısınır ve çok küçük deformasyonlar oluşturur. Her bir diskin üzerindeki hassas güve gözü deseni bozulur. Artık ışığı emmek yerine, yansıtırlar. Daha sonra üzerlerinden geçen lazer tarafından okunarak, önemli birer bilgi parçası olarak yorumlanırlar.

RICHARD DAWKINS: "Bu diskleri tasarlayanlar, yeni bir tür optik disk yapabilmek için bilinçli bir sebeple bunları düzenlemişlerdir. Ve belirli bir teknik soruna çözüm bulabilmek için kafa yorduklarında çözümü güve gözünde bulmuşlar. Bu da biz insanların kolayca anlayabileceği türde bir tasarım sürecidir. Bu da akla şu soruyu getiriyor: 'Güve, başlangıçta güve gözü tasarımını nasıl buldu?' "

Gözün yaratılışçıların çok fazla ilgisini çektiğine şaşırmamak gerek. Göz birçok parçanın birleşiminden oluşur. Korneanın arkasında gözbebeği, mercek ve milyonlarca ışıkhücresinden oluşan ağtabaka bulunur. Çok karmaşık, yine de biz evrimciler bile gözün rastgele bir mutasyon sonucu oluştuğunu söyleyecekmişiz gibi geliyor. Bizi eleştirenler, gözün, mercekler, gözbebekleri, ağtabakalar vb.den oluşan bir hurdalıkta esen bir rüzgar, mükemmel bir göz oluşturmak için her birini savurmuşçasına, rastlantının tek bir hareketiyle oluştuğunu söylüyorlar. Şaşırtıcı olmayarak bunu gülünç buluyor ve böyleymiş gibi öne sürüyorlar. Bu, daha çok bir bankayı şans eseri soymaya benzerdi.


BİRİKİMLİ SEÇİLİM

RICHARD DAWKINS: "26'yı deneyeceğim. 3. 19. 41. Aslında açılmasını ummuyordum zaten. Çünkü ihtimallere dayanarak çalıştım. Her çevirişte bu şifreden dört sayı ve bu şifreden de dört sayı seçmeliyim. Şans eseri doğru tahmin etme olasılığım bire karşı on bin trilyondur. Aslında evrimin tek bir şanslı adımda gözü oluşturmasına benzer türden bir olasılık. Yani yaratılışçıların evrimi anlamakta sorun yaşamalarına şaşırmamak gerek. Çünkü yaratılışçıların birçoğu evrimin, benim "şifreli kilit görüşü" adını verdiğim sistemle çalıştığını düşünüyor. İşin doğrusu bu kapıyı açan şifreye sahibim. Şimdi bir deneyelim. İlk olarak 25. Doğru yapmak için çok dikkatli olmalıyım. Çünkü başaramazsam en başa dönmem gerekir. Şimdi 42. 38. Şimdiyse sonuncu sayı: 56. Şu ana kadar hepsini doğru girmiş olmama karşın, sonuncuyu yanlış girersem başarısız olurum.

Şifreli kilitlerin de sorunu bu, doğru yaptığımda asla ödüllendirilmiyorum!

RICHARD DAWKINS: "Şimdi bakalım açılacak mı?"

Fakat ben, evrimin rastlantıyı bu şekilde kullandığına inanmıyorum.

RICHARD DAWKINS: "Şifreli kilitleri rastgele açmaya çalışmayı ya da rastgele oluşan gözleri düşünmek, eskilerin "bir maymunun önüne daktilo koyar, maymun tuşlara yeterli bir süre rastgele basarsa, er geç Shakespeare'in eserlerinin tamamını yazabilir" lafını akla getiriyor. Yanımda maymun yok, ama gözlerimi kapatır ve tuşlara basarsam maymun gibi davranabilirim zannediyorum.

"Pek ilerleme yok.

"Devam etmeye değmez çünkü Shakespeare'den "Bence bir gelinciğe benziyor" gibi tek bir cümle oluşturabilmek için dahi evrenin şu ana kadar var olduğundan daha uzun bir süre geçmesi gerekirdi. Bense bu cümleyi alarak, daktiloya rastgele yazan bir maymunu taklit etmek için bir program yazdım. Fakat aynı zamanda, rastgele yazan bir bilgisayar ile daha çok Darwinci bir süreç olan birikimli seçilimi izleyen bir bilgisayarın performanslarını karşılaştırmak istedim.

"Ekranın üstünde hedef cümle "Bence bir gelinciğe benziyor" yeşille gösteriliyor. En altta bilgisayar maymunumuzun rastgele denemeleri yer alıyor. Bu tamamen gelişigüzel değişiyor. Burda hiçbir yön yok, sadece alfabeden rastgele seçilmiş harfler, bu milyonlarca yıl sürebilir."

Tabii bir mucize gerçekleşmezse!

RICHARD DAWKINS: "Ortada ise Darwin isimli sıra var. Bu sıra rastgele değişiyor, fakat her bir harf bu şekilde değiştiğinde cümle, hedef cümleye "Bence bir gelinciğe benziyor"a daha çok benziyor. Ardından bu cümle hedef cümleden yavruluyor, onun çocuklarını doğuruyor, kuşaklar geçtikçe, Darwin'in cümlesi ilerlemeci ve birikimli olarak hedef cümle "Bence bir gelinciğe benziyor"a daha çok benziyor. Birkaç dakika geçmiş olmasına rağmen, "gelincik" sözcüğünün, "bence" sözcüğünün tamamını elde ettik, gerçekten giderek daha çok yaklaşıyor. Aşağıdaki zavallı "Rastgele" ise hiçbir ilerleme kaydetmedi. Bu, Darwinizmin ve birikimli seçilimin oldukça iyi bir modeli olsa da, diğer bir açıdan, daha çok küçük bir hileye dayanır. Çünkü bu program uzak bir hedefe, "Bence bir gelinciğe benziyor" cümlesine yönelmekte, geleceğe bakmaktadır. Gerçek evrim ise geleceği göremez."

Yine de Darwin başarılı oldu. Küçük miktarlardaki birikimli şans ilkesini, birikimli seçilimi kanıtladık. Bu şu demek: kasayı açmak için doğru numarayı aradığımda, her şeyimi kaybedene dek büyük ikramiyeyi kendine saklamak yerine, doğru numaraya yaklaştığımda kasa biraz daha açılıp beni az bir miktar parayla ödüllendirecektir.


GÖZÜN EVRİMİ

Bu ilkeleri kullanarak sıfırdan bir göz yaratıp yaratamayacağımı görmek istiyorum. Yalın bir deri parçası. Bunun gibi deri hücreleri çoğu zaman zaten az miktarda ışığa duyarlı pigmentlere sahiptir. Böylece ilginç bir şey gerçekleşebilir. Şüphesiz bu tür deri hücreleri ışığın nereden geldiğini o canlıya bildiremez. Işık tümünü eşit olarak aydınlatır. Sadece AÇIK ya da KAPALI vardır. Hücrelerimizi bunun gibi sığ bir çukura bırakalım. Biraz daha iyi olmaya başladı. Varsayımsal canlımız ışık tarafından yönlendirilebilir. Açılar giderek genişlerse, deri parçasına ışık farklı açılardan düşer. Fotoreseptörün (ışıkalıcı) yüzeyine birkaç hücre daha yerleştirelim ve çukurun ağzı daha da küçülsün. Küçük bir iğnedelikli kamera elde ettim. Artık görüntüleri daha iyi çözebilirim. Devam edelim ve bu hücrelerden bazılarının sümüksü bir sıvı fışkırttığını, bunun bir kürede toplanıp iğnedeliğine yerleştiğini düşünelim. Gerçek bir ilerleme. Ham bir merceğe sahip oldum. Göz artık gelen ışığa güçsüz de olsa odaklanabilir, keskin bir görüntü oluşturamaz, fakat canlımız bulanık da olsa görüntü oluşturmayı başarabilir. Gözün önünde bir tabaka oluşturalım ve mercek biraz daha kalınlaşsın. Çok daha iyi. Işık artık, fotosel yüzeyine daha net odaklanabilir. Görüntü çözünürlüğü de yükselmiştir. Ve galiba biraz daha vaktimiz olsaydı, bu programı izlerken gördüğünüz türdeki küçük adımları devam ettirebilirdim. Burda önemli olan nokta, tüm bu aşamaların gerçekten mevcut olmasıdır, yumuşakçalar denen canlı sınıfında bile... Denizminaresi ışığa duyarlı bir çukurdan daha basit bir göze sahiptir. Gizemli notilus, hayvanlar alemindeki en gelişmiş ve en karmaşık iğnedelikli kameraya sahiptir. Ve şu göze bakın! Yüksek çözünürlük kapasitesine sahip kalın bir merceği var, ama bir burunkabuğa ait. Bazilisk bakışlı bu ahtapot, yumuşakçaların arasında en gelişmiş gözlere sahip olduğu kadar, görüşü bizimki kadar güçlüdür.
Kör Saatçi Belgeseli (2/5) Richard Dawkins Kör Saatçi Belgeseli (2/5) Richard Dawkins Reviewed by GarajimdakiEjder on 22:33 Rating: 5

Hiç yorum yok: