Kör Saatçi Belgeseli (3/5) Richard Dawkins



Youtube'dan görüntüleyemeyenler Facebook'tan izleyebilir [tıkla]

Belgeselin Transkripsiyonu:

Gözlerin, akla çok yakın bir biçimde, göze çok az benzer şeylerden gelişmiş olabileceğine sizi belki ikna ettim. Akla yatkın gelen görme sistemlerini geliştirmekte de özel bir gizem olmadığına da ikna edebilirim.

RICHARD DAWKINS: "Bu, insan gözünün ham ve oldukça basitleştirilmiş modeli. Önde kornea var, onun ardında, kürenin içinde, birkaç cm'den sonsuza kadar odaklanabilen değişken odaklı bir mercek var."


İNDİRGENEBİLİR KARMAŞIKLIK

Sağdan sola ilerleyen bu lazer ışını üç kola ayrılmıştır. Ve merceğin bu üç ışını kürenin arka yüzünde, gerçek gözde ağtabakaya denk gelen yerde, keskin bir şekilde odaklayabildiğini görebilirsiniz. Merceği çıkardığımda gözün işe yaramaz hale geleceğini düşünebilirsiniz, ben de öyle yapacağım. Küreyi döndürerek merceği yana kaydırdığımda, çok fazla olmasa da görüntüler odaktan çıkacak, çünkü kornea da ışığı odaklar. Merceği olmayan biri bulanık bir görüntü görmeye devam eder. Önüne zayıf bir mercek koyarak, mükemmel görüntüyü eski haline getirebilirim. Bir gözlük elde ettim. Şayet bunu bir japon balığı fanusu ve bir lazerle yapabiliyorsam, çok da zor olmasa gerek.

Evrime eleştiri getirenler yüzde 5 göz ne işe yarar ki göz yok demek gibi bir şey bu derler. Bunu Roger Green ve Lynda ... 'a söyleyin bir de. İkisi de kör olarak tanımlandılar. İkisine de gözlerdeki ışıkhücrelerini öldüren kalıtsal bir hastalık olan tavuk karası teşhisi konuldu. İkisi de görme alanının yüzde 95'ini çok farklı şekillerde kaybetti. Roger'ın görme merkezinin tamamı kayboldu. Fakat gözlerinin kenarından bakarak görmeye devam ediyor. Etrafındaki yabani dünyaya dair işaretler var, fakat tüm detaylar karanlıkta. Lynda'nın tünel görüşü daralmıştır, ağtabaka merkezinin yüzde 5'ine sahip, bu durum karanlıkta kalem ucu kalınlığında ışık almaya benzer. Onun için en küçük bir detay parçasını bir diğeriyle ilişkilendirmek oldukça güç. Roger olmadan, özellikle bu basamakları inmek ustalık ister. Konu okumak olunca avantaj ona geçiyor.

LYNDA: "Şunu görebilir misin?"

ROGER: "Ah burdan mı? Daha yakından bakmayı deneyeceğim. Üst sırada sadece birkaç harf görebiliyorum. D, I, R, A, T, A. Gerisini okuyamıyorum."

Farklı bakımlardan, Lynda ve Roger için yüzde 5 görme oranı, hiç görmemekten çok daha üstündür. Yüzde 5 görüşü olan varsayımsal bir canlı tamamen kör bir canlıdan daha avantajlı olacaktır ve yüzde 6'lık görüşü olan 5'likten daha iyi olur. Evrim tarafından gerekli kılınan avantaj aktarıldığı sürece, bu canlı elindeki avantajı ölüm kalım mücadelesi için faydalı bir değere dönüştürür. Bunun nasıl olduğunu anlamak bazen zordur.


TAKLİTÇİLİK

Taklitçiliği ele alalım örneğin. Her keskin gözlü avcıya karşı, kafa karıştıracak derecede mükemmel bir kamuflaj örneği var gibidir. Fakat bu daha basit adımlardan nasıl evrimleşebilmiştir? Yaprak kesen bir arıya sadece yüzde 5 benzemenin ne gibi olası yararı vardır? Bir kimseyi kandırmakta bir anlığına bile başarılı olamaz. Şüphesiz taklitçilik sadece mükemmel olduğunda işe yarar. Şimdi beni görebiliyor musunuz? Hayır göremiyorsunuz.

RICHARD DAWKINS: "Burda iki tane sopa çekirgesi olduğuna inanmak için benim sözüme güvenmek zorundasınız. Yeşilimsi olanı şurada, ileri uzattığı bacaklarıyla otları sarmış, kafa, göğüs, karın. Daha aşağıda ise görmek için kendinizi zorlamanızı istediğim daha büyük olanı var. Ve bir başka sopa çekirgesi. Bu sefer kıvrık bir bir yaprağı harika bir biçimde taklit ediyor. Bu elbette sopa çekirgesi değil, sadece çekirge. Sopa çekirgeleriyle akrabalık ilişkisi yok. Yine de sizi, sopa çekirgesinin en az bu çekirge kadar kıvrık bir ölü yaprağa benzemeyen bir atadan evrildiğine ikna etmek istiyorum. Ve bu da gerçek bir evrimsel sorunu gündeme getiriyor. Çünkü bu taklidin mükemmelleşmesindeki son rötuşları sağlayan, görüşü yeterince iyi herhangi bir kuşun, bu çekirgeye benzer bir ata tarafından kandırılabileceğini düşünmekte zorlanabiliriz. Demek ki aşamalı evrimin yavaş bir şekilde bunun gibi bir şeyi, şunun gibi bir şeye nasıl dönüştürdüğünü açıklamakla ilgili sorunumuz var."

Keskin gözlü avcı, sürekli bunun gibi umutsuz bir taklitçiyle yüzleşse, taklitçi asla hayatta kalamazdı. Ama gerçek hayat böyle değildir. Avcımız belki belli bir uzaklıktan bakıyordur. Şimdi bir şey görebiliyor musunuz? Belki de hareket halindedir. Ne de olsa zaman sınırlı, beslenmesi gereken boğazlar var. Dikkati başka bir yöne dağılabilir. Ne de ışık her zaman kusursuzdur. Avcılar çoğu zaman şafakta veya akşam karanlığında avlanmak zorundadırlar. Çevreleri sınırlı ışıkla sarılıdır, zararsız görünen bir şeye bile olan en zayıf benzerlik bile avcıları bazen aldatabilir.

RICHARD DAWKINS: "Elimizde yüzde 5'i yaprağa benzeyen bir böcek topluluğumuz olduğunu farz edin. Bunlar daha fazla yenilecektir. Şimdi bazılarının yaprağa biraz daha fazla, yüzde 6 ya da 7 oranında benzediğini düşünün. Sıklıkla yenilmeye devam edeceklerdir, ancak bu yüzde 5 yaprağa benzeyenlerden biraz daha az olacaktır. Bu hayatta kalma durumları arasındaki farklılık, evrimin ilerlemesi için yeterlidir, böylece topluluğun büyük bir kesimi yüzde 6 ya da 7 oranında yaprağa benzeyecektir. Seçilimin itici gücü, farklı hayatta kalma biçimleriyle yüzde 95 yaprağa benzemenin yüzde 90 benzemekten daha avantajlı olduğu bir noktaya gelinceye dek devam eder. Yani bu tür şeyleri üretebilen sürekli ilerleyen bir evrimle karşı karşıyayız."

Bu yabani ortamda, size gerçek evrimi canlı olarak gösterebilmek isterdim. Fakat gerçek zamanda sopa çekirgelerinin evrilmesi dahi çok uzun zaman alır. Fakat bir bilgisayarda size evrimin meydana gelişini gösterebilirim.


BİYOMORFLAR

RICHARD DAWKINS: "Bu yaratıklara biyomorf diyorum, dışardan bakıldığında da oldukça biyolojik görünüyorlar. Hayvan ve bitkilerin geliştirdiğine benzer, basit bir dallanma kuralı izliyorlar. Ortadaki şu anki kuşağın ebeveynidir, etrafında ise 14 çocuğu var. Az önce, sonraki kuşağı hangi çocuğun üretmesini istediğimi seçtim, onu ortada görebilirsiniz. Artık kendi çocukları üreyecek. Bunu seçtim, sonraki kuşağın ebeveyni olmak için merkeze ilerliyor. Çocuklara baktığınızda, ebeveynden farklarının çok az olduklarını göreceksiniz, yine de ona oldukça benziyorlar. Çünkü şekilleri gen dediğim şeyler tarafından belirleniyor. Genleri ebeveynlerinden miras alırlar ve genleri gerçek hayvanlarınkine oldukça benzerdir. Genlerin nasıl çalıştığını size göstereyim. Öncelikle yaklaşıp, biyomorflardan birine yakından bakacağız. İşte burda. Önceki kuşağın ebeveyninin büyütülmüş görüntüsü. Sağda temsil edilen her bir gen, canlının gövde gelişimini sağlayan bir parçayı kontrol ediyor. Örneğin GEN 1'in ne yaptığına bakalım. GEN 1'in değerlerini sürekli arttırarak yapay bir mutasyon meydana getireceğim. GEN 1'in değerleri artarken, hayvanın da bu şekilde genişleyerek büyüdüğünü göreceksiniz. Değerleri biraz daha düşürdüğümde, tekrar daraldığını göreceksiniz. GEN 4'e bakalım, ya da GEN 5 dersek, GEN 5'i artırdığımda bu şekilde ters dönüyor, GEN 5'i azaltırsak tekrar, yukarı gidiyor. Renkler için dahi genlerimiz mevcut. RENK GENİ 2'ye bakalım. Böyle yaptığımda rengin nasıl değiştiğini göreceksiniz. İşte böyle.

"Zaman zaman, genlerin bedenin planını içerdiği düşünülür, bir evin planında olduğu gibi. Fakat bu oldukça yanıltıcıdır. Genler daha çok bir kek tarifini andırır. Her bir parçasının evin belirli bir parçasına karşılık gelen bir plan düşünün. Tarifte ise, eğer bir kek tarifini ele alırsanız, kekin her bir kırıntısının bir harfe ya da tarifin bir sözcüğüne karşılık gelmesi beklenemez."
Kör Saatçi Belgeseli (3/5) Richard Dawkins Kör Saatçi Belgeseli (3/5) Richard Dawkins Reviewed by GarajimdakiEjder on 22:37 Rating: 5

Hiç yorum yok: