Kör Saatçi Belgeseli (5/5) Richard Dawkins



Youtube'dan görüntüleyemeyenler Facebook'tan izleyebilir [tıkla]

Belgeselin Transkripsiyonu:

Bu robotun ne kadar kırılgan ve hassas olduklarını kolayca görebiliriz. İlk olarak çalışma şeklini değiştiriyoruz, artık en belirgin alma noktasını seçmek için birbirine girmiş parçaları taramak ve parçayı nakletmek zorunda. Ancak kendisini aldatmak çok kolay. Sıradaki parçayı, robot başka bir yerdeyken gizlice bırakıyoruz. Yığının üstünde olduğu için robot direkt ona yönelmek zorunda. Ama ne yazık ki yakalayıcılar kayıyor. Geri geldiğinde, gözleri aynı parçaya bir kez daha yönelmesini söylüyor. Yine kafası karıştı. Biz olsaydık şu ana kadar bir başkasını denerdik ama robot bir kısır döngüye yakalandı. Ve bunu kıyamete kadar yapmaya devam edecek çünkü her olasılığını belirleyen programcısına bağlı. Ve bunu yapması imkansız, sonsuz büyüklükte bir kural yığınına ihtiyacı var.

John Holland eski kurallardan yenilerini üreten Darwinci bir yöntem bulmaya çalışıyor.

JOHN HOLLAND: "Bu problemi aşmanın bir yolu, kuralları oldukça ciddiye almaktır. Robotomuzun, ya da dilerseniz bir topluluğun, kurallara sahip olduğunu düşünelim. Bu kurallara topluluktaki bireyler gibi davranırsak, sonraki sürecin oldukça evrimsel göründüğünü düşünebiliriz."

RICHARD DAWKINS: "Şunu doğru mu anladım? Bu kurallar programın belli noktalarında birbirlerinin alternatifi oluyorlar."

JOHN HOLLAND: "Kesinlikle doğru.

"İstersek bu kuralların süreci kontrol edebilmek için birbirleriyle rekabet ettiklerini düşünebiliriz."

RICHARD DAWKINS: "Bazıları saçma olabilir. Bazıları tamamıyla anlamsız olabilir fakat diğerleri uygun olabilir."

JOHN HOLLAND: "Evet. Hep şu haklarında duyduğumuz Umutlu Canavarlar (bkz. Hopeful Monsters) gibi bazı kurallar o anda uygun olmayabilir, fakat bazı şeyleri sistem için gelecekte iyi hale getirebilir. Karşı karşıya olduğumuz şu: bir şekilde bu rekabette kurallar zirveye çıkar, bu kuralın yürürlüğe girdiği ve eyleme geçtiği sistemin kontrolünü kazanırlar, eylem faydalıysa kural ödüllendirilir, daha uygun bir kural gibi davranılır, ya da tamamıyla yanlış şey de olabilir."

RICHARD DAWKINS: "Her birinin ödüllendirilmesi, robotun davranışını gelecekte kontrol etmek için daha büyük olasılıkla seçiliyorlar anlamına mı geliyor?"

JOHN HOLLAND: "Kesinlikle. Aslında iki şey var. Sadece robotu gelecekte kontrol etmek üzere seçilmiyorlar fakat aynı zamanda büyük olasılıkla başka bir kurala ebeveyn olmak için de seçiliyorlar."

John Holland aynı benim biyomorflarımla oynadığım şekilde, o da kendi bilgisayarının kurallarıyla oynuyor. Biyomorflar kendilerine şekil veren genetik tarife sahipken, Holland'ın kurallarında farklı anlamlar yaratabilecek şekilde mutasyona uğrayabilen altbirimler araya giriyor. Bir kural için yararlı olan parçalar, ötekine yarar sağlayacak şekilde robotun dağarcığını sürekli yenileyerek tekrar düzenlenebilir. Bu robot için artık çok geç ancak gelecek kuşağın bilgisayar ve robotlarının doğal seçilim sayesinde düşünebilme şanslarının olacağını hayal etmek bile ilgi çekicidir.


YAŞAMIN ÖZÜ: DNA

Gördüğünüz bu programın gerçek konusudur. DNA denilen, uzun ve bilindik bir kimyasal polimer. Çift sarmalındaki molekül dizileri, bir bilgisayar kodunun ikili sayı sisteminin tam bir benzeridir. Hayatın ta kendisinin bilgisayar tarifidir. Dev bir bilgisayarın manyetik bantıymışçasına çözülüyor. Onunla ilgili tek olağanüstü şey, ölümsüzlüğüdür. Çünkü kendisini kopyalayabilir ve hata yapmadığını anlamak için de bir hata doğrulama mekanizmasına sahiptir. Onsuz, tarif arapsaçına dönerdi. Ama hiçbir şey mükemmel değildir. Rastlantı devreye girer. Hatalar meydana gelir, hatta ara sıra bunlar korunur. Tarif, değişir. Evrim başlamıştır.

Hep kendisinin mükemmel bir kopyasını yapmaya ihtiyaç duyan DNA, kendi aygıtlarını bu gezegende var olacak olan DNA'nın küçük çıplak moleküllerine bıraktı. Biz onun rastgele üretilen ve doğal seçilim tarafından yönlendirilen küçük hatalarının toplamından öte bir şey değiliz. Kör saatçi olmadan ne kromozomlar, ne embriyolar, ne gözler, ne sopa çekirgeleri ve ne balıklar olurdu, ne siz ne de ben... Ne de dinozorlar var olurdu.

Bu bana geriye kalan bitirilmemiş bir işi hatırlattı. Şu gülünç dinozor öyküsünün yanıtını... Üç yıllık dikkatli bir çalışmanın ardından, Kuban ve Ronnie Hastings sonunda sonuca ulaştı. Yanıt ilköğretim yerbiliminde yatıyor. Nehir şu anda suyla dolu, iki yıl önce tam yaz zamanı Paluxy Nehri kuruduğunda yüzeydeki gerçek izleri belirlediler. Bu bir yaratılışçının gördüğü şey: dev bir insan izi. Glen Kuban öndeki soluk, kahverengi üç parmak izini de göz önüne alarak sahte olmadığını kanıtladı. Dinozorların ayak parmakları üzerinde değil, topuklarıyla düz ayak yürüdükleri şeklindeki açıklaması genel kitle tarafından kabul ediliyor artık. Ve üç dinozor parmağının açığa çıkışı onları daha az ayırıcı kılmıştı.

RICHARD DAWKINS: "Yaratılışçılar insan ayağına olan çok zayıf bir benzerlikten aldanmışlardı, Hamlet'in gelinciğe benzettiği bulut gibi önemsiz bir şeyden... Öyle gördüler, çünkü öyle görmek istediler. Öyle inandılar, çünkü dünya görüşlerine uygundu. Gözlerinin önünde olan gerçeğe karşı kör olmuşlardı.

"Bu programda Darwinizmin gerçekten işe yaradığını gördük. Evrim, dünyanın önde gelen üreticileri tarafından da bir tasarım prensibi olarak kabul edilmektedir. Her şeyden evvel, karşı karşıya olduğumuz en büyük bilmeceyi, bizler ve dinozorlar gibi diğer olanaksız görünen şeylerin nasıl var olduğuna ilişkin bilmeceyi, yanıtlamaya yetecek kadar büyük bir teoridir şüphesiz. Paley'in saatine geri döndük. Çünkü insanlar, saatler, dinozorlar inanılmayacak derecede olasılık dışıdır.

"Siz ya da ben gibi şeylerin, rastlantının tek bir hareketiyle kendiliğinden ortaya çıkıverme olasılığı gerçekten çok düşüktür. Salt kör talih, saat yapımcısının yerini tutamaz. Fakat şans doğal seçilimle birlikte, -çok uzun zaman zaman zarfında sayısız küçük adımlara yayılan şans, dinozorlar ve bizler gibi mucizeler üretebilecek güce sahiptir."
Kör Saatçi Belgeseli (5/5) Richard Dawkins Kör Saatçi Belgeseli (5/5) Richard Dawkins Reviewed by GarajimdakiEjder on 22:44 Rating: 5

Hiç yorum yok: