Evrim Karşıtı Sempozyuma Karşı Olmak Düşünce Özgürlüğüne Karşı Olmak Değildir

Tamam, başlık uzun oldu kabul, ama en iyi bu şekilde ifade edebildim. Son günlerde bir sempozyum olayıdır gidiyor. Marmara Üniversitesi'nde 16 Mayıs tarihinde yapılacak ve her yıl yapılmaya devam edecek olan yaratılışçı sempozyuma tepki olarak bir imza kampanyası başlatıldı ve birçok akademisyenden destek geldi. Konuyla ilgili bir şeyler yazmayı geciktirdim, çünkü en azından durumun bilincinde olan kesimin bu olayın yanlışlığını göreceğini düşünmüştüm. Ama maalesef öyle değilmiş (fazla iyimsermişim). Evrimi savunmalarına rağmen, bu demokratik tepkiye bile, "ifade özgürlüğüne karşı bir tavır bu", "neden hoşgörü göstermiyorsunuz?", "neden karşı tarafı dinlemiyorsunuz?" diyenler de çıktı. Bunu savunan grubu ikiye ayırabiliriz. Gerçekten bilimin nasıl işlediğini; bilimsel bulguların kanıt, gözlem ve deneye dayalı olduğunu bilmeyen, bu nedenle yaratılışçılığın evrime bir alternatif olduğunu zanneden kesim veya süreci baltalamak için bunu demokrasinin ve çok sesliliğin bir parçasıymış gibi göstermek isteyen kesim. Ki bu ikincinin iyi niyetinden şüphe etmememiz için hiçbir sebep yok. Nedenlerine birazdan geleceğim. (Bir de üçüncü grup ekleyebiliriz, "evrimi savunup da evrim karşıtı sempozyuma destek veren akademisyenler", ancak onlar için analiz yapmaya gerek görmüyor ve bunu kamu vicdanına bırakıyorum.)

Öncelikle sempozyumun adından başlayalım: "Bilim, Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?" Daha ilk itirazı bu noktada getirebiliriz, çünkü burada çok büyük bir çarpıtma var. Bilim, ne zaman ve nerede türleşmeyi reddetti? Böyle bir bilgi dünya üzerinde mevcut değil. Belki de bu sempozyumda yıllardır saklanan bu gerçek ortaya çıkarılacaktır, kim bilir? Katılımcı biyoloji profesörlerden İrfan Yılmaz'ın Alternatif Biyolojiye Doğru kitabında Adem'in 30 m. olduğu ve dinozorlarla aynı dönemde yaşadığına işaret ettiği bilgisi gibi bir gerçek olabilir belki de (bkz. aşağıdaki resim) Program işleyişinde "Konular daraldıkça her konuşmacı kendi alanından bir bakış açısı getirecek. Yapıların ve işleyişlerinin kompleksliklerine dayandırılarak evrimin çıkmazlarından bahsedilecek." denmesinden, "böylesi karmaşık bir yapının tesadüfen oluşması mümkün mü?"den başka bir savunma yapılamayacağını tahmin etmek zor değil, kendilerinden defalarca duyduğumuz ve bildiğimiz üzere. (bkz. sondaki video)



Yine de başlık, burada yapılacak konuşmanın bilim çerçevesinde yapılacağına ve bilimin türleşmeye karşı olduğuna işaret ederek halkı yanıltmaktadır. Halkı aldatma amacı güden bir sunumu da savunmak, pek de iyi niyetlilik olmasa gerek?

Bir de programın misyonuna (amaç değil de misyon gibi bir kelime seçilmesi de garip bir tesadüf mü?) bakalım.

"Evrim düşüncesinin, bilimsel önemini bir hayli aşan bir ilgi görmesi nedeniyle, türler arası evrimin neden mümkün olamayacağına dair gözardı edilen bilimsel verilerin aktarılması yoluyla daha nesnel ve tarafsız bir bakış açısının bilimsel yollarla aktarılması. Yaratılış görüşünün salt ideolojiden ibaret olduğu kanısının yol açtığı, bu görüşün bilimsel arka planına dair bilgisizliği gidermek. Bu yolla, daha geniş bir tartışma zemininin oluşmasına katkıda bulunmak. İdeolojik dayatmalarla beslenen dogmatik ve tek yanlı biyoloji anlayışını çeşitlendirerek, farklı bilimsel tezlerin daha diyalektik bir biçimde tartışılabilmesini sağlamak." Kaynak

En başta, evrim kuramı demeye bile elleri gitmemiş, evrim düşüncesi denilerek, felsefi ve değişken bir şeymiş iması yaratılmaya çalışılmış, hani deyim yerindeyse, evrimcilerin sarhoş kafayla akıllarına gelen bir fikirmiş gibi! (Birileri Darwin'e de sarhoş diyordu, hatırlarsanız.) Evrim tarihte bir düşünce kıvılcımıyla doğdu, ancak bugün gözlemler ve kanıtlar yoluyla bilimsel bir kurama dönüşmüştür, onun açıklanmasında -elbette yine bilimin sınırları içinde- farklı görüşler olabilir, yeni tezler öne sürülebilir, ancak bu evrimin gerçekliğini değiştirmez, farklı mekanizmalarla açıklanan yer çekiminin ortadan kalkmayacağı gibi! Evrim kuramı, birçok bilim dalının temelini oluşturan, kapsayıcı bir teori olarak, haddiden fazla değil, tam aksine hak ettiği ilgiyi görmektedir, en azından bilim dünyasında! Ancak haddinden fazla bir ilgi varmış algısı oluyorsa, bu, yaratılışçıların bilim alanına müdahele etmesi nedeniyle olmaktadır.

Yaratılış görüşü ideolojiktir, ideolojiktir çünkü karşı çıktığı evrim kuramı dinlerin temel iddiasına darbe indiren yegane görüştür; mükemmel bir biçimde yaratılmış, tüm doğanın onların hizmetine verildiği, konuşabilen, çiftçilik yapabilen Adem'le Havva çifti yerine, ortak atadan evrilmiş ve beslenme düzeni gibi çeşitli koşullara bağlı olarak zaman içinde gelişen beyni sayesinde konuşmayı başaran, dili, dilleri icat eden, kendi geliştirdiği araç-gereçlerle bugüne kadar gelebilen insanoğlu vardır. Yer çekimi kuramına, levha tektoniği kuramına karşı bir haraket yok, fakat yalnızca evrim kuramına karşı onlarca yıldır sürdürülen bir saldırı varsa bunun ideolojik olmadığı söylenemez. 60'ların ortalarında Amerika'da gelişen bu görüş, 20'lerdeki Maymun Davası'ndan bugüne, okullardaki fen derslerine daima yaratılışçılığı sokma amacını gütmüş, birçok kez bunda başarılı olunsa da yakın zamanda bu karar mahkemelerden dönmüştür. Ülkemizde 12 Eylül darbesiyle başlayan değişim sürecinde din dersleri zorunlu hâle getirilmiş ve Türkiye'ye Amerika'dan ithal edilen evanjelist kökenli yaratılış görüşü 1985'de Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Vehbi Dinçerler tarafından ders kitaplarına "tek yanlılığa karşı olma" gerekçesiyle sokulmuştur (yakın zamanda basılan ders kitaplarındaki yaratılışçı görüşe bir örnek). Aynı o dönemde savunulan gerekçeler, bugün sempozyum metninde  "dogmatik", "tek yanlı" gibi tanımlarla ifade edilmiş, ancak kendi görüşlerini çok iyi bir şekilde özetleyen bu tanımları bilime atfetmeleri kendi niyetlerinin bir aynası olmuş.1970'lerde ve 1990'larda muhafazakar partilerin evrimin müfredattan çıkarılması çabasıyla devamlı önerge sunması, bu işin başından beri ideolojik ve siyasi bir mesele olduğunun bir göstergesidir şüphesiz.

Yaratılışçılık bilim değildir, bir teori bile değildir, bu iddiaya sunulabilecek hiçbir kanıt yoktur. Bu nedenle bilimin işlevini yerine getirebilen hiçbir unsura sahip değildir. Sadece demagojiden ibarettir. Bu nedenle yapılan itirazlar bunun bir bilim kurumunda yapılması kadar, bilim iddiasıyla yapılmasınadır. Yoksa zaten istedikleri yerde sempozyum verebiliyorlar. Metrolarda, alışveriş merkezlerinde, halka açık yerlerde sahte fosil sergileri düzenliyorlar. MEB marifetiyle bu sempozyumlar ilköğretim ve liselere kadar giriyor, yaratılışçı kitaplar sınıflara sokuluyor. Şimdi soralım düşünce özgürlüğü savunucularına. Genç beyinleri aldatmak da mı düşünce özgürlüğü? Düşünce özgürlüğünün tanımı bu kadar esnek değildir, hele altı bu kadar kolay boşaltılabilecek bir şey hiç değildir. Dünyada hangi saygın üniversite böylesi bir bilim skandalına izin verir söyleyin? Sizi kapı dışarı ederler oradan. Kamuoyu bile buna duyarsız kalmaz. İngiltere'de hükümetin yaratılışçı okullara destek vermemesi için başlatılan CrISIS hareketi halkın bu konudaki bilinçliliğine ve duyarlılığına en iyi örneklerden biridir. Ancak evrimi bilimsel bir gerçek olarak kabul edenlerin oranının yalnızca %25 gibi düşük sayılarda kaldığı bizim gibi ülkelerde, görece bilinçli kesimin yaratılışçılığa bile ılımlı bakması kaçınılmaz.


2006 yılında, Science Dergisi'nde yayımlanan ve 34 ülke arasında "evrimi kabul edenlerin oranı"nı gösteren bu ankette Türkiye ne yazık ki listenin en dibinde yer alıyor. Kaynak

Eh, bir avuç azınlık olarak bunlara karşı çıkmayacaksak neye çıkacağız? Sadece bu sempozyum üzerinden düşünülerek hedef küçültülmemeli, bu akla ve bilime her koldan yapılan çok kapsamlı bir saldırı olarak görülmeli. Halkın gerçek bilimsel bilgiye ulaşma özgürlüğünün engellenme çabası olan bu etkinliği, kimilerinin düşünce özgürlüğü adı altında "yumuşatma"ya çalışmasına rağmen, bilim süsü verilerek üniversiteye sokulmaya çalışılan bu truva atını, duyarlı bazı akademisyenlerimiz yutmamış ve bir tıpçı "nöroloji cin çıkarmayı neden kabul ediyor sempozyumu"na ne kadar tepki gösterirse, onlar da aynı şekilde buna dur deme hakkını, kendilerinde görmüşlerdir doğal olarak.

Halka bilimi anlatmak kadar, yanlışa ve karanlığa karşı tavır sergilemek de bir akademisyenin görevi. Bunu yapmakta geç kalındığı için, bugün bu akıl tutulması yaşanmakta.

Bilim karşıtlığına kucak açmak ne hoşgörüdür, ne de düşünce özgürlüğüdür, olsa olsa körlüktür, ya da art niyetliliktir.

Yine de az da olsa karanlıkta küçük bir kıvılcım görebiliyorum.

(Gerçek) Bilimi anlattıkça, insanlar ister istemez neyin doğru ya da yanlış olduğunu kendileri görecektir.

Bunun önüne geçilemez.

Ah, bir de şu "düşünce özgürlüğüne karşı mı çıkıyosunuz pis faşistler!111" diyen arada kalmışlar olmasa.

Not: İlk etapta akademisyenlerin desteğiyle başlatılan imza kampanyası herkese açılmıştır. Sizler de imza vererek kampanyaya destek olabilirsiniz! Akademisyen veya öğrenci olmayanlar evrimkarsitisempozyumiptal@gmail.com adresine isim, soyad, meslek vb. bilgileri göndererek imza verebilir. 

"Bakteri nereden geldi??? Laboratuvarda bakteri yaratabilir misin? Yaratamazsın!!!" Bilim, daha önce hiç bu kadar bilimsel (!) olmamıştı. Sempozyumun katılımcıları olan profesörler Adem Tatlı, İrfan Yılmaz ve Turan Güven (değişmez üçlü) canlı yayında.
Evrim Karşıtı Sempozyuma Karşı Olmak Düşünce Özgürlüğüne Karşı Olmak Değildir Evrim Karşıtı Sempozyuma Karşı Olmak Düşünce Özgürlüğüne Karşı Olmak Değildir Reviewed by GarajimdakiEjder on 20:10 Rating: 5

Hiç yorum yok: