Yalana İnanmanın Dayanılmaz Cazibesi

Facebook'ta her gün yüzlerce yalan/fasarya bilgi doğruluğunu sorgulama zahmetine girmeyen binlerce insan tarafından paylaşılıyor. Bunu yapanlar, özellikle, kendilerini eğitimli/modern sayan kesim (Hatta bunu yapan ateist/bilim sayfaları da görüyorum, kendi uydurdukları haberlere sallamasyon kaynak ekliyorlar.) Kendi akrabalarınızın/iş/okul çevrenizin Facebook paylaşımlarına baktığınızda, siz de şu hissiyatı yaşamıyor musunuz çoğu zaman?*:



İnanmak sorgulamaktan daha kolaydır. Her gün yeniden üretilen veya ısıtılıp ısıtılıp tekrar karşımıza konan palavraların alıcısı varsa, dinlerin de bugüne kadar bu kadar takipçi bulmasına şaşırmamalı. Herkesin peşinden koşturması için birinin zokayı atması yeterli oluyor.

Nasıl olsa kimse derinlemesine analiz etmeyecek, kaynak varsa bile onun doğruluğunu sorgulamayacak. Koy gitsin, maksat sayfa bol trafik alsın; fakat sürekli yalanla beslenen bir toplum giderek paranoyak ve neye inanacağını bilemez hale gelmeyecek mi?

Neyse ki internette sonu gelmeyen bu tür zırvalıkların içyüzünü ortaya seren Yalansavar gibi siteler var. Şu acı bir gerçek ki, yalanlar binlerce kez paylaşılırken, doğrunun sesini paylaşanlar her daim azınlıkta kalıyor.

Ancak çare bu mu olmalı? Sorgulayan insanlar yalanların aslını astarını anlatmak için zamanlarından ve enerjilerinden mi olmalı?

İnsanlar sorgulayıcı ve şüpheci bir eğitim sisteminden geçirilmiş olsalardı aslında bu tür sitelere de ihtiyaç olmazdı. Fakat mevcut eğitim sisteminde rasyonel/analitik düşünmeyi teşvik eden bir durum olmadığından (ve yakın gelecekte de böyle bir bakışaçısı getirilmesi ihtimal dahilinde olmadığından) hâlâ yalansavarlara ihtiyaç var.

Benzer durumlarda kaynak doğrulaması yapmak gibi basit bir alışkanlık edinmek, zaten bu tür yalan haberlere karşı kişinin bir tür fren mekanizması geliştirmesini sağlar. "Paylaş"a basmadan önce, en azından "acaba?" diye birkaç saniye düşünmek önemli (evet, düşünmek dedim! Bir tuşa basmaktan daha mı zahmetli?). Doğrulamak için kaynak bulamıyor veya dil sorunu nedeniyle yabancı kaynaklar da bize fayda sağlamıyorsa, yorumlarda "bu işin aslı astarı nedir/siz nereden duydunuz?" diye bir soru ortaya atmak bile düğümün çözülmesi yolunda anlam taşıyor. Ha, tatminkar bir yanıt alamıyorsanız, o zaman paylaşmamak için bir sebebiniz olur. (Çok evvelden çevirdiğim Saçmalık Saptama Seti de bu konuda iyi bir yol gösterici olabilir, ki şu aşamaya kadar geldiyseniz ona bile ihtiyacınız olacağını pek sanmıyorum, çünkü belli ki doğru yoldasınız!)

Daha açıklayıcı olması açısından bu tür paylaşımlara iki örnek ve onlara sunulan iki güzel anti-tez vermek istiyorum; biri Evrim Ağacı sayfasından, diğeri ise Yalansavar'dan:

Kutu kolalar üzerine fare sidiğiyle bulaşan Leptospiroz hastalığı yalanı

Diş macunu tüpleri üzerindeki kareler içeriğindeki kimyasal madde oranını gösteriyor yalanı

Benzer bir olayı da büyüdüğünde Mars'a gitmek üzere yetiştirildiği iddia edilen küçük kız haberinde yaşamıştık. Hürriyet gibi ciddi bir gazetenin muhabiri tarafından hazırlanan bu haberin dış basında olup/olmadığına bakarak haberin gerçekliğini sorgulamamak gibi bir hataya, ben de düşmüştüm. Muhabirle iletişime geçip, olayın aslını öğrendiğimde eldeki mevcut verilerden yola çıkarak bir muhabirin kafasındaki hayale uygun bir haber uydurabileceğini anlamış oldum. Eh, bu da benim için bir deneyim oldu. Bir haberin gazetede çıkmış olması bile, o haberin doğruluğunun bir kanıtı değildir (hele ki bilim haberciliğinin yerlerde süründüğü bizim ülkemizde, on kat şüpheci olmak gerekiyor), o yüzden bu, Türkiye'nin en büyük gazetesi bile olsa başka kaynaklarla doğruluğunu teyit etmek gerekir.

*"Artık bu gezegende yaşamak istemiyorum!"
Yalana İnanmanın Dayanılmaz Cazibesi Yalana İnanmanın Dayanılmaz Cazibesi Reviewed by GarajimdakiEjder on 11:54 Rating: 5

3 yorum:

epifani dedi ki...

Gazetelerle sınırlamamak lazım bu uydur-kaydır haber üret ekolünü. En taze örneğe biraz önce StarTV haberlerinde denk geldim: Robert Gorter diye bir adam gelmiş ülkeye, kanser hapı filan üretmiş hesapta, hadi bu konu tartışılır fakat adamın Nobel ödüllü olduğunu 3-4 defa tekrarladılar. Konu kanser ve nobel olunca şüphelenmemek elde değil, girip baktım herkesin önünde bulunan Google icadına, adam neredeyse şarlatanın teki, Nobel'le filan da alakası yok elbette. Basit bir hata filan değil, bildiğin kötü niyet var bu örnekte, yazdığınız gibi 10 saniyeliğine ratingi artırmak için, göz göre göre uydurma haber sunuyorlar. Diğer örnek, rating kaygısı kadar basit değil; geçen gün TRT Suriye konusunu manipüle edebilmek için neredeyse tüm ülkenin bildiği Güney Amerika'daki testere ile insan öldürme olayını, Suriye ordusunun yaptığını iddia etti, bildiğim kadarıyla bir allahın kulu da çıkıp özür filan dilemedi şu ana kadar. Yalan-dolan hücrelerimize işlemiş durumda iyiden iyiye, yapan fayda sağlıyor, duyan mutlu oluyor, körler sağırlar birbirini süper ağırlıyor.

GarajimdakiEjder dedi ki...

Son cümle çarpıcı ve bir o kadar gerçek. Giderek daha fazla yalana aşina oluyoruz, adeta gerçeği değil de yalanı duymak istiyoruz, bu yüzden TV'den, internetten, her yandan üzerimize yalan akıtılıyor. Bu durumdan kimse rahatsız görünmüyor, hatta bir haberin yalan olduğunu ortaya çıkaranları neredeyse suç işlemiş sayıyorlar. Yalanın yayılma hızı da, gerçeklerden çok daha fazla. İnsan bu durumdan rahatsızlık duyduğu kadar, bir o kadar da vurdum duymazlığa vurmak zorunda kalıyor bir süre sonra. Kötü bir girdap.

tga dedi ki...

Bu konu da bir resim paylaşmak isterim.

http://blog.idealsohbet.com/wp-content/uploads/2013/02/285773_440665176004300_133001971_n.jpg