Taş Devri Fantezileri


Kaliforniya Üniversitesi evrimsel biyoloğu Marlene Zuk, Paleofantasy (Taş Devri Fantezisi) kitabıyla evrimsel tarihimize ilişkin doğru bildiğimiz gerçekleri yıkarak, bilimsel diye pazarlanan yeni bir ticari trendin de mitlerini çürütüyor: Taş devri diyeti gerçekten de evrimimize en uygun, doğru ve sağlıklı beslenme şekli mi? Sağlıklı kalmak için 10.000 yıl önceki avcı-toplayıcılar gibi mi hareket etmeliyiz? Kanser sadece modern çağın hastalığı mı?

Kitabınız taş devri fantezileri (paleofantezi) adını verdiğiniz sözdebilimsel fikirler hakkında. Nedir bunlar?
Bunlar, evrimin milyonlarca yıl boyunca çok küçük değişimlere neden olduğu, bu nedenle modern, sanayileşmiş dünyaya uyum sağlamaya yeterli zamanımız olmadığı ve atalarımız gibi yaşasaydık daha sağlıklı ve mutlu olurduk düşüncesinden geliyor.

Modern yaşamla baş edebilmek için yeterince hızlı evrilmediğimiz fikrinde gerçeklik payı var mı?
Bir dereceye kadar doğru. Bedenlerimiz tüm gün bilgisayar başında oturmaya uygun değil örneğin. Çünkü insanlar bilgisayar başına gömülmedikleri bir çevrede evrildiler, bu şekilde tüm gün oturmanın sağlıksız etkileri olacaktır. Ancak durum bundan biraz daha farklı. İki ayaklı olmanın da insan iskeleti üzerinde çok fazla maliyeti olmuştur. Hepimiz dört ayaklı olmaya mı can atmalıyız? Bu mantıklı gelmiyor.

Eski insanların yaşam biçimini idealize etme eğilimine ne sevk ediyor?
Organizmaların mükemmel bir biçimde çevrelerine uyum sağlayacak noktaya gelene dek evrildikleri ve sonra derin bir oh çekip, durdukları gibi bir algı var. Bundan sonra başlarına ne geldiyse hep felaket.

Bu tavrı "taş devri nostaljisi" (paleonostalji) olarak tanımlanabilecek şeylerde görüyoruz: tarımcılıktan, uygarlıktan ya da sanayiden önce daha iyi olduğumuz fikri. Bu, hayatın tam anlamıyla daha iyiye gittiği demek değilse de, organizmaların sürekli evrildiklerini anlamak daha yararlı ve doğrudur. Geçmişimizde de çevremize mükemmel bir biçimde evrildiğimiz bir an olmadı.

Sağlığa ilişkin bizim için neyin en iyi olduğu konusunda düşünmek için evrimsel mirasımıza bakmamız gerektiği fikrini görmezden gelmiyorum. Ancak parçaları belirli bir şekilde çıkarmaya başlarsanız, başınıza dert açabilirsiniz.

Genellikle çok fazla miktarda et yemeyi ve tahıl ya da süt ürünlerinden kaçınmayı kapsayan taş devri diyetleri bu türden belirli seçimler mi?
Bunlar 100.000 ya da 15.000 yıl önce,  insanların kesin bir yeme biçimleri olduğu fikrine dayandırılıyor. Sanırım herkes belirli şeyleri yiyerek evrildiğimize ve Diyet Kola ya da Cheetos’la yaşamımızı sürdürürsek çok sağlıksız olacağımıza katılıyordur. Ancak detaylarına indiğimizde iş daha da karmaşıklaşıyor. Çok mu et yemeliyiz, çok az mı? Süt ürünleri yemeli miyiz?

Erken insanın beslenme düzeni hakkında ne kadar şey biliyoruz?
Ne yediklerini kesin olarak bilmiyoruz. Anlaşılan o ki zannettiğimizden daha fazla nişasta ve karbonhidrat tüketiyorlardı. Ayrıca dünyanın farklı kısımlarında farklı şeyler yiyorlardı. Dolayısıyla herkesin yediği türden mükemmel insan rejimini bulmak oldukça zor. Ek olarak genlerimiz son 10.000 yılda değişti. Laktaz direnci –yetişkinlerde sütü sindirebilme kabiliyeti– bunun tipik bir örneği. Genlerimiz aşırı hızlı değişti, böylece en azından insan topluluklarının bazıları yetişkinlikte sütü sindirebiliyor.

Laktozda olduğu gibi, çok fazla nişasta tüketen insan topluluklarında, nişasta parçalanmasına izin veren gen kopyaları çok daha fazla bulunur. Tüm bunlar evrimin sürekli ve insanların düşündüğünden çok daha hızlı meydana geldiğini gösteriyor.

Yani gerçekten atalarımız gibi beslenmemiz mümkün mü?
İnsanların 10.000 ya da 100.000 yıl önce yediklerini taklit etmeye çalışmak gerçekten güç. Yiyeceklerimiz değişti, öyle ki bir süpermarketteki hemen hemen her ürün genetik olarak tarih öncesi eş değerinden büyük oranda farklı. İnsanların yaptığı şu: daha yenilebilir ve sindirilebilir olmaları için besinleri değiştiriyoruz.

Tarih öncesi diyetlerini küçümsüyor değilim. Açık bir biçimde bu şekilde beslenen pek çok insan mutlu ve sağlıklıymış gibi hissediyor.  Bunun abur cuburla yaşamaktan daha iyi olduğu neredeyse kesin. Ancak bana göre, sizin için neyin yararlı olduğunun kararı, yalnızca on binlerce yıl önce herkesin yediğini yemeye çalışmaya değil, verilere dayanmalı.

Bu tür diyetlerin abur cubur kültürüne bir cevap olarak mı yükselişe geçtiğini düşünüyorsunuz?
Ne gariptir ki gelişmiş dünyadaki en büyük problemlerimizden biri kalori zengini yiyecek yoksunluğu. Atalarımızın yiyecek elde edilebilirliğindeki ani çıkış ve inişlere dayanan “verimli genotip” fikri üzerine çok sayıda araştırma var. Eğer hep ani çıkıştaysanız, sağlığınızda beklenmedik sonuçları olacaktır. Bu, yiyecek ve yiyeceğin psikolojik etkileri üzerine düşünürken evrimsel mirasımızı ne kadar göz önüne almamız gerektiğinin iyi bir örneği. Fakat bu, aynen atalarımız gibi yemeliyiz demekten farklı.


Bir avcı-toplayıcı gibi egzersiz yapmayı savunan fitness uygulamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Atalarımızın bir yırtıcıdan kaçmak ya da bir avın peşinden gitmek için, çoğunlukla kısa, devamlı hamleler halinde koştuklarını savunan araştırmacılar var. Sonuç olarak, yüksek yoğunluklu kısa ataklardan oluşan egzersizi savunuyorlar. Fakat atalarımızın devamlı, maraton benzeri mesafelere koşabildiğini gösteren ikna edici kanıtlar da var ki bu, av yorgunluktan düşene kadar peşinden koşulduğu “ısrarlı avlanma” denilen şeye yardımcı olmak üzere seçilmiş olabilir.

Gıdada olduğu gibi, bana göre daha ilginç olan şey egzersiz uygulamalarımızı erken insanların yaptıkları şekilde (muhtemelen kesin olarak hiç bilemeyeceğimiz) modellememek, ama bunun yerine sahip olduğumuz sınırlı veriyi başlangıç noktası olarak kullanmak ve şu andaki bilgimizi kullanarak en iyi nasıl egzersiz yapılacağına dair fikirler geliştirmek. Ana fikir, geçmişten ilham almak, onun tarafından kısıtlanmak değil.

Peki ya pek çok hastalığın genlerimiz ve modern yaşam biçimlerimiz arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığını söyleyen görüş?
Bu, sözde “uygarlık hastalıkları” fikrine dayanıyor. Tip-2 diyabette ve otoimmün hastalıklarında inanılmaz bir artış var. Yalnızca son birkaç yüzyılda ortaya çıkan ya da gelişmiş ülkelerin koşullarında yaşayan insanlar arasında çıkmış görünen hastalıklar var. Yalnızca belirli büyüklükteki bir grupta bulunan insanlarda ortaya çıkan kızamık gibi bulaşıcı hastalıklar da var. Bu nedenle, küçük köylerde yaşarsak kızamıktan korunacağımızı savlayabileceğinizi varsayıyorum. Bana göre daha iyi bir çözüm kızamık aşısı gibi görünmekte.

Yani “uygarlık hastalıkları” konusunda fazla ileri gidildiğini mi düşünüyorsunuz?
Evet. Kanserin modern çağın belası olduğuna dair pek çok tartışma var ancak bu verilerle desteklenmiyor. Antik kalıntılar, akciğer kanseri haricinde aynı sıklıkta kanser vakası yaşandığını gösteriyor. Akciğer kanseri tütün kullanımına bağlı ki bu da kesinlikle daha çağdaş. Ancak korkunç modern yaşama başlayıncaya dek kanser olmadığımız fikri, verilerin tamamınca desteklenmiyor.

Bu tür akımlara sebep veren nostaljinin zararlı olabileceğini düşünüyor musunuz?
Zararlı olan evrimin işleyiş şeklini yanlış anlayıp bunun sonucunda, “insanlar (geçmişte) X şeyi yapmadığı için şu anda X’i yapmamalısın” diye endişelenmektir. Neredeyse tüm özellikler bir değiş-tokuştur. Uzun bacaklara sahip bireyler, yırtıcılardan kaçabildikleri için daha iyi hayatta kalabilirler. Fakat aynı zamanda daha hızlı soğurlar, çünkü bacaklarıyla daha fazla ısı kaybederler. Avantaj ve dezavantaj içinde bulunduğunuz çevreye bağlıdır.

Kaynak: New Scientist, 23 Mart 2013
Taş Devri Fantezileri Taş Devri Fantezileri Reviewed by GarajimdakiEjder on 16:40 Rating: 5

Hiç yorum yok: