Tanrı Ölüyor mu?

20. yüzyılın başından bu yana, kitlesel seküler eğitimin yükselişi ve bilimsel bilginin popüler medya aracılığıyla yayılmasıyla birlikte, tanrının ölümüne dair tahminler yetersiz kalmış, bazı durumlarda, örneğin ABD'de, dinsellik aslında yükseliş göstermiştir. Fakat bu oran değişiyor. 2013 yılında Alman Bertelsmann Vakfı'nın 13 ülkeden (Almanya, Fransa, İsveç, İspanya, İsviçre, Türkiye, İsrail, Kanada, Brezilya, Hindistan, Güney Kore, Birleşik Krallık ve ABD) 14.000 kişiyle yaptığı Religion Monitor (dinsel çeşitliliği tespit etmek ve dinin toplum içindeki rolünü belirlemek için yapılan bir araştırma) anketinde, zaman içinde ve kuşaklar boyunca dinsellikte düşüş görüldüğü ve din ve devlet işlerinin ayrılmasına geniş çapta onay verildiği sonucu çıktı.

"Yalnızca Tanrı'ya inanan politikacılar devlet memurluğuna uygundur" ya da "din önderleri hükümet kararlarında etkili olmalılar" gibi ifadelere karşılık olarak, aşırı dindar Amerika'da bile, bu fikirlerden ilkine katılanların oranı sadece yüzde 25, ikincisine katılanların oranı ise yüzde 28. Diğer ülkelerin tamamında da düşük sonuçlar bildirildi (İspanya yüzde 8 ve 13'le en altta veya en alta yakında, Almanya yüzde 10 ve 21'le ortada). Dahası, ankete katılan ülkelerin çoğunda dinsellikte düşüş eğilimi görülüyor, özellikle gençler arasında. Örneğin, İspanya'da 45 yaşın üstündeki katılımcıların yüzde 85'inin bir dereceye kadar çok dindar oldukları bildirdildi, fakat 29 yaşından küçük olanların yalnızca yüzde 58'i bu kategoriye giriyor. Avrupa'da genel olarak, sadece yüzde 30'la 50 arasındaki bir kesim dinin hayatlarında önemli bir yer teşkil ettiğini söylüyor.

Bu düşüş neden? Sebeplerden biri yarım yüzyılı aşkın bir süredir demokrasinin önemli ölçüde dünya üzerinde yaygınlık kazanmış olmasıdır. Anket katılımcılarının çoğunluğu demokrasinin iyi bir yönetim biçimi olduğunda hem fikir. Demokrasinin özelliklerinden biri de kutsalın sekülerden ayrılmasıdır, çünkü dinsel olarak çoğulcu ülkelerde hiç kimse bağlı olduğu inanca göre yasal olarak özel bir statü talep edemez. Demokrasilerde görülen, başkalarının inançlarına hoşgörüyle yaklaşmaya yönlendiren yüksek okuma-yazma oranları ve kitlesel eğitim, çoğu dinin geçmişte zorunlu olan mutlakiyetini ve bir dinin diğerlerinden daha doğru olduğu iddialarını da azaltır.

İkinci sebepse sıfır toplamlı dinsel aşiretçiliğin yerini sıfıra yakın finans borsasına bırakan Avrupa Birliği üye ülkeleri arasında olduğu gibi ekonomik sınırları açmak. Serbest ticaret ve iş gücünün dağılımı tarihteki en büyük zenginliğin üretici gücünü oluşturdu. Religion Monitor'ın raporuna göre sosyo-ekonomik refah, genellikle dinin toplumsal öneminde ve yaşam alışkanlıklarını dinsel norm ve kurallar çerçevesinde temellendiren insanların sayısında azalmaya sebebiyet veriyor. Neden? Dinin toplumsal işlevlerinden biri fakirlere yardım etmektir, dolayısıyla bir ülkede fakirlik azaldığında (devletin fakirlere yardım için sosyal düzenlemeler yaptığı İsveç ve diğer Avrupa ülkelerindeki  gibi), dindarlık da azalış gösteriyor. Çoğu ülkedeki orta sınıfı genç kuşak oluşturduğu için, bu da, raporun "araştırmadaki ülkelerin neredeyse tümünde, bir kuşaktan diğerine, günlük yaşamda dinin merkeziyeti ve öneminde bir düşüş görülüyor. Genel bir kural olarak, daha genç insanlar daha düşük oranda dinselliğe sahipler." şeklindeki değerlendirmesini haklı çıkarıyor.

Ne var ki araştırmacılar Nietzchevari bir sonuca varmamamız konusunda uyarıyor: "Bu, dinselliğin ve dinsel davranışın yok olduğu ya da insanların hayatından tamamen yok olacağı anlamına gelmiyor: Avrupa vatandaşlarının yüzde 40'ıyla 80'i, dinsel merkeziyet indeksine göre, en azından orta derecede dinsel inanç sergiliyorlar." Yine de bu eğilim, araştırmadaki bir başka istatistikte de açık bir şekilde görülüyor. "Dinsel olmadığını veya çok dindar olmadığını" söyleyenlerin yüzdesi oldukça dikkate değer, ve ABD için bu sayı (yüzde 31 civarı) diğer araştırmalarla da örtüşüyor.

Örneğin, Pew Araştırma Merkezi'nin 2012'de yaptığı anket, Amerika'daki en hızlı büyüyen dinsel topluluğunun yüzde 20'yle (yetişkinlerin yüzde 32'si 30 yaşın altında) "hiçbiriciler" (hiçbir dinle ilişkisi olmayanlar) olduğunu gösterdi. Hiçbiricilerin yüzde 6'sı ateist ve agnostiklere, yüzde 14'ü de bağımsızlara ayrılıyor. Oranlar sayıya vurulduğunda çıkan sonuç oldukça çarpıcı: ABD'nin 240 milyonluk yetişkin nüfusunda (18 yaş ve üstü) bu sayı 48 milyon hiçbiriciye, yani 14,4 milyon ateist/agnostiğe ve 33,6 milyon bağımsıza karşılık geliyor. Bu da, güçlü bir oy kitlesi demek.

Michael Shermer tarafından kaleme alınan bu yazı, Scientific American'ın Aralık 2013 sayısında Is God Dying? adıyla yayımlanmıştır. Yazarın Türkçe olarak yayımlanan eserleri: İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır, İyiliğin ve Kötülüğün Bilimi, Evrim ve Yaratılışçılık, İnanan Beyin, Bilimin Sınır Bölgeleri.
Tanrı Ölüyor mu? Tanrı Ölüyor mu? Reviewed by GarajimdakiEjder on 18:56 Rating: 5

Hiç yorum yok: