Arrival’ın Uzaylı Alfabesi Nasıl Oluşturuldu?


Arrival bir uzaylı filmi, hiç şüphesiz. Fakat bilimkurgu görüntüsünün ötesinde, iletişimi merkezine alan ve bizden farklı görünen ve farklı dilde konuşan birisini (veya burada olduğu gibi bir şeyi) anlama çabasına değinen bir film aynı zamanda.

***YAZININ BUNDAN SONRASI SPOILER İÇERİR***

Filmde, “heptapod” (yedi bacaklı) denilen uzaylı soyuyla iletişim kurmak gibi zahmetli bir görevin üstesinden gelme işi, Birleşik Devletler ordusu tarafından Montana’ya çağrılan dil bilimci Louise Banks’e (Amy Adams) düşüyor. Uzaylılar, kahve lekesine benzeyen halkamsı simgeler olan logogramlar aracılığıyla (bir kelimeyi ya da ifadeyi temsil eden simge) iletişim kuruyorlar. Bize aynı anda hem büyüleyici, hem de tamamıyla yabancı gelen simgeler bunlar.

Filmin senaristi Eric Heisserer'e göre, uzaylı dilinin oluşturulması kendisi için uzun ve zorlu bir süreç olmuştur. Heisserer, uzaylı dilini öncelikle metin içinde tarif etmeye çalışır ama kendi betimlemelerinden hoşlanmaz. Eşinin önerisiyle uzaylı dilinin neye benzediğini resmetmeyi dener bu kez ve heptapodların doğrusal olmayan imlâsını ifade eden bir halka biçimli bir simge çizer. Heisserer ilk kez bir senaryoya görsel yerleştiriyordur.

Filme kaynaklık eden kısa hikâye "Story of Life"ın yazarı Ted Chiang, Heisserer'e uzaylı dili için birkaç temel önerir: Bir araya gelen logogramlar uzun cümleler ve daha derin anlamlar oluşturur. Dilin noktalama işareti yoktur, hatta sözcük sırası bile yoktur. Özneler, farklı düzenlerde eklenmiş çizgiler ve farklı yönlerde açılanan logogramlarla belirtilen fiil ve kiplere göre değişir. Ardından bu kabataslak fikirler yapım tasarımcısı Patrice Vermette'e gönderilir.

“Estetik açıdan ilginç bir dil yaratmak istedik” diyor Vermette. “Fakat bu dilin uygarlığımıza, teknolojimize ve bildiğimiz her şeye yabancı olması gerekiyordu. Louise’in bu dille ilk karşılaşmasında, seyircilerin bunun bir dil olduğunu anlamasını istemedik.”
Zira Louise, o aşamada bunun bir dil olduğunu bilmiyordu. Bu erken sahnede Louise, yeni bir şey yapmayı dener. Uzaylılarının işitilebilir takırtı ve gurultuları o aşamaya kadar bir anlam ifade etmediği için, beyaz bir tahtaya yazı yazarak, sesli değil görsel iletişim kurmaya çalışır. Etrafa sıçrayan siyah bir mürekkep çemberi, heptapodun eli sayılan dokunacından Louise’e yanıt olarak fışkırtılır. Bu uzaylılarla nasıl konuşacağı konusunda ilk gerçek yol gösterici olur.

Vermette uzaylı dilinin halka şeklinde (Eric Heisser’ın senaryoda ifade ettiği gibi) olacağını biliyordu. Uzaylılar zamanı doğrusal algılamadıkları için dillerinin de bunu yansıtması gerekliydi. Fakat dilbilimciler ve grafik tasarımcılarla yapılan istişarelerle ortaya çıkan kurgusal alfabeler,  hiyeroglif gibi sistemlere ya da şifreye çok fazla benzediği ve fazlasıyla insani hissettirdiği için Vermette hiçbirinden memnun kalmaz. Fakat ansızın bir gece, Vermette’in karısı olan sanatçı Martine Bertrand birkaç fikri taslağa çizmeyi teklif edince işler değişir. Vermette, ertesi sabah aşağı indiğinde eşinin bir gecede nefes almadan çizdiği 15 mürekkep logogramı mutfak masasında bulur ve içlerinden bir tanesini onaylarak geliştirilmek üzere tasarım ekibine gönderir.
 
       Arrival’ın tasarım ekibi Mathematica adlı programlama yazılımının kurucusu olan Stephen Wolfram ve onun oğlu Christopher Wolfram’ı, uzaylı dilini filmdeki gibi analiz etmek üzere görevlendirdi. Her logogramın 12 parçaya bölünebileceğini düşündüler. Her bir kısım ya basit ya da karmaşık bir cümleye denk geliyordu.
Vermette ve ekibi, 100 simgeden (yalnızca 71'i filmde kullanılır) oluşan bir sözlük geliştirerek, her halkadan çıkan mürekkep filizlerine bir anlam atadı. Tek bir logogram “Selam” gibi basit bir düşünceyi veya “Selam, Louise, ben bir uzaylıyım ama barış için geldim.” gibi daha karmaşık bir tanesini ifade edebiliyordu. Farklılık şeklin karmaşıklığında yatıyordu. Logogramın kalınlığı da anlam ifade ediyordu: Kalın bir mürekkep sarmalı aciliyeti belirtirken, ince bir sarmal sakin bir tona işaret ediyordu. Bir simgeye ekli küçük bir kanca onu soru hâline getiriyordu. Bu sistem her bir logograma farklı düşünce gruplarını geleneksel söz/cümle dizimi kurallarına bağlı kalmadan ifade etme şansı veriyordu.


  Bu logogram sadece “Louise” anlamına geliyor.
Bu ince ayrıntılar kolaylıkla anlaşılmıyor, eğer öyle olsaydı Arrival çok daha kısa bir film olurdu. Bu nedenle filmin tasarım ekibi, Mathematica adlı programlama yazılımının kurucusu olan Stephen Wolfram ve onun oğlu Christopher Wolfram’ı, uzaylı dilini Louise ve fizikçi Ian Donnelly'nin (Jeremy Renner) kaçınılmaz olarak filmde yapacağı şekilde analiz etmek üzere görevlendirdi. Christopher “Bu durumda olup uzaylılarla iletişim kurmaya çalışırken, onları bir şekilde anlamak isteseniz yapacağınız şey aslında ne olurdu?” diye soruyor. Başlangıçta Wolframlar logogramları 12 tane pasta dilimine bölüp yazılımlarında bazı şekillerin tekrar ettiğini keşfederler. “Lekemsi olmasına rağmen, tamamen aynıydılar ve çok belirgindiler, dolayısıyla bir anlam taşıyor olabilir.” diyor Christopher.


Wolfram’ın yazılımı, bilinen sözcük ya da düşüncelerden bir öbek oluşturarak, daha karmaşık şekilleri tanımlayıp izleyebiliyor.

Vermette ve ekibi simgeler arasında bazı etimolojik (kökenbilimsel) bağ dokuları oluşturdular. Sözgelimi, “yaşam” ve “Louise”e karşılık gelen logogramlar birbirine benziyordu çünkü Louise bir canlıydı. Yalnızca bir avuç logogram tercüme edilmiş olmasına rağmen, Vermette ve Christopher Wolfram daha büyük bir sözcük hazinesi oluşturmanın mümkün olduğunu söylüyor. Tasarımlar ve araçlar buna elverişli. Eksik olan tek şey irade—ve fazlaca sabır.

Kaynaklar:
https://www.wired.com/2016/11/arrivals-designers-crafted-mesmerizing-alien-alphabet/?mbid=social_fb
https://www.inverse.com/article/23159-arrival-invented-new-complicated-alien-language
Arrival’ın Uzaylı Alfabesi Nasıl Oluşturuldu? Arrival’ın Uzaylı Alfabesi Nasıl Oluşturuldu? Reviewed by GarajimdakiEjder on 06:13 Rating: 5

3 yorum:

muaddib dedi ki...

Spoiler






Film çok basit bir mantık hatası yapmamış olsaydı çok daha başarılı olurdu bence; yazıyı öğrenip zamanı döngüsel algılamaya başlayan kahramanımız küresel bir krizi engelleyebiliyor hatta ilerde vereceği dersler sayesinde dili çözdüğü anda dilin uzmanı oluyor buraya kadar tamam peki bu arada heptapodlar neden gelecekteki tecrübelerini kullanmıyorlar örneğin louise ile karşılaştıkları anda ingilizceyi veya silah/dil karmaşasını mesajı püskürtürken biliyor olmaları gerekir,eğer zaten biliyorlar bu şekilde olması gerekiyor denirse izleyicinin zekasına hakaret olur çünkü pek planlı gibi durmuyor olayların seyiri..

Adsız dedi ki...

"Story of Your Life" kitabin adi.
Iyi günler

Cemal Rodoplu dedi ki...

MUADDIB, haklısın fakat hiç romantik değilsin. Mantığın doğru ama hayal gücün yanlış...